Ülkü Özel

Nil, piramitler ve Ümmü Gülsüm… Mısır budur işte!  Onun sesi Kahire’nin sesi… Bir başka Arap şehrinde de duyulabilir elbette, bir zamanlar Şam’da mesela, çok mümkündü, bir gece yarısı, yoldan geçen bir taksiden odaya dolan Ümmü Gülsüm şarkısıyla uyanmak, ama ille de Kahire, onun memleketi…   Bu şehir gönül çelici hediyelerle dolu zira, Nil üzerinde bir yelkenliyle süzülürken Enta Omry şarkısını dinleyebilmek saadeti nerede bulunur ki başka!  O, eski bir hikâye değil bu topraklarda, sesi tatlı bir ikindi meltemi gibi şehrin her yanında dolaşıyor hâlâ, yoksul mahallelerde, nehir kıyısındaki şık kafelerde, gündüz çarşılar uğuldaşırken ve gece yorgun yüzlere melankoli çökmüşken  havada hep onun sesi…

Kapısız bacasız köhne bir halk kahvesinin önünden geçerken, duvarda eski bir televizyon, televizyonda siyah beyaz bir Ümmü Gülsüm konseri…  Yüzyıldır o kahvede, o tahta sandalyaler üzerinde otururmuş gibi duran adamlar pür dikkat konser izliyor. Ümmü Gülsüm şimdi orada bu şarkıları ilk kez söylüyor sanki…  Elimde poşetler, kaldırımın ortasında, büyülenmiş gibi televizyona bakıyorum,  içeriden el ediyor biri, ‘Gel, gel de buradan izle.’ Ümmü Gülsümlü tesadüfler ne boldur burada, ‘Şark Yıldızı’nın nereden doğacağı belli mi olur! Hiç ummadığınız bir yerde, mesela, Ramses Meydanı’nındaki meyve suyu büfelerinden birinde, taze sıkılmış mango suyunu yudumlarken, bardak elinizde kalakalırsınız, onun hüzünlü sesi  işte Kahire’nin kirini pasını siliyor yine, gürültüsünü dindiriyor ve siz bu şehri bir kez, bir kez daha seviyorsunuz.

Kolay olanı, küçük hediyelerle, anlık sürprizlerle yetinmektir, çaba gerektirmez ne olsa. Ama, Ümmü Gülsüm’ün izini sürmek isterseniz bu şehirde, yollar biraz yokuşa çıkar ve bazı kapılar çok da kolay açılmaz. Kabrinin kapısı mesela…  Kimi insanların mezar evlerde yaşadığı Besatiyn’de, onun kabrini bilmeyen yoktur. Bir zamanlar sahnede aldığı nefese bile alkış tutulan bu efsanevi  kadın şehrin ücra bir köşesinde, mezar evlerden birinde ‘meskûn’ şimdi.  Önce bir taş ustasının, sonra evinin önünü süpüren bir kadının işlerine ara vermeksizin, onun mezarını  işaret etmesinde hüzünlü bir yan var. Kabrin bekçisi, bahşiş karşılığı elbette, elindeki  onlarca anahtardan biriyle aralıyor ‘mezar evin’ ahşap kapısını.  Sarı taş duvarlı bir oda, gösterişli bir koltuk takımı, orta sehpası, yapma çiçekler… Solda Ümmü Gülsüm’ün uzun yıllar beraber yaşadığı annesi, sağda kendisi… İkisi de bir mermerin altında istirahatte, üzerlerinde birer rahle ve rahlede Kur’an-ı Kerim… Hacda, bir Allah deyip kendinden geçen Ümmü Gülsüm işte burada! Dört buçuk milyon insanın katıldığı cenazesinde, imamın dindarlığından övgüyle söz ettiği ‘hüzünlerin annesi’… Denir ki Ezher Şeyhi’nin dinlenmesinde mahzur yoktur diye fetva verdiği tek kadın sesidir onun sesi…

Kahire’de Ümmü Gülsüm’ü  aramak, biraz merakla, ısrarla, çocuksu bir sevinçle oyun oynar gibi biraz da…  Nil’in çevrelediği  Roda Adası’ndaki Manastırlı Sarayı içinde hayranlarını ziyadesiyle mutlu edecek müzedeyiz şimdi de.  Ziyaretçiler, güleryüzlü bir refakatçi eşliğinde ‘panorama’ odasına alınıyor önce. Sanatçının hayatından önemli enstantaneler, müzik eşliğinde duvara yansıtılıyor.Video odasında da yine onunla ilgili bir belgesel  film izlemek mümkün.  Ve camekânlarda sahne kıyafetleri, eldivenleri, meşhur siyah çerçeveli gözlüğü, mendili, udu, plakları, pasaportu, minik not defterleri, madalyaları, aile fotoğrafları…  Ümmü Gülsüm’ü bedevi kıyafetleri içinde erkek kardeşiyle yan yana gösteren çocukluk fotoğrafı dikkat çekici. Şöhrete kavuştuktan sonra oynadığı sinema filmlerinde omzunda testisiyle bir köylü güzeli olarak göründüğü olmuştur ancak bu fotoğraf, eski yoksul hayatına ait hakiki bir belgedir. Filmlerden alınmış kareler bugün Ümmü Gülsüm fotoğraf arşivinin önemli bir parçasını oluşturuyor ki o filmlerin şöhreti  Beyoğlu caddelerine kadar ulaşmıştır. İşte, Taksim Sineması’nın  uzun yıllar önce gazeteye verdiği bir ilan: “Her akşam bütün dünya radyolarında billur sesini işittiğimiz yegâne ses kraliçesi Ümmü Gülsüm’ün en fazla muvaffak olduğu büyük süper filmi ‘Vedad’ bugünden itibaren Taksim Sahnesi’nde.”  İlandaki ‘bütün dünya radyoları’ ibaresi abartılı olsa da bir gerçeği işaret ediyor aslında. Ümmü Gülsüm’ün Mısır Ulusal Radyosu’nda her ayın ilk perşembe gecesi canlı olarak yayınlanan konserlerinin Şam’, Halep, Beyrut, Kazablanka hatta İstanbul’daki hayranlarını radyo başına topladığı muhakkak. Nil kıyısındaki müze, kurulduğu günden bu yana geleneği devam ettiriyor ve radyo konserlerinin anısını yaşatmak için her ayın ilk Perşembe günü müzede Ümmü Gülsüm repertuarından oluşan konserler veriliyor.  Fakat ne ki, insan onun sesini özlüyor yine de, derin ve güçlü,  Mısır çölleri gibi esrarlı, Nil gibi bereketli…